5 Aralık 2012 Çarşamba

ANAYASA ŞİKAYETİ HAKKINDA NOTLAR



Bireysel başvuru hakkı, 2010 referandumunda kabul edildi ve 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu hakkın tanınması Türkiye için, insan hakları kapsamında, önemli bir adım teşkil ediyor. Ancak gerek başvuru usulü gerekse hakkın kapsamı dahilinde ortaya çıkabilecek sorunlar göz önünde bulundurulduğunda ciddi tartışmaların gerçekleşeceği de ortada.


28 Kasım Çarşamba günü Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Tolga Şirin tarafından gerçekleştirilen “Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Usulleri” konulu sunum için Kartal Hukukçular Derneği’ndeydim. Tolga Hocanın Almanya pratikleriyle beraber kişisel değerlendirmelerine de yer verdiği bu sunumun oldukça bilgilendirici bir sunum olduğunu belirtmeliyim. yaklaşık olarak bir buçuk süren sunumda gözüme çarpan ve başvuru açısından önemli olduğunu düşündüğüm bir kaç ayrıntıya burada yer vermenin faydalı olacağını düşündüm.

 Sunumdaki o ayrıntılara baktığımız zaman;
·        
Öncelikle bireysel başvuru ifadesinin hak sahipliğini tam olarak karşılamadığını; tüzel kişilerin de başvuru hakkına sahip olduğu ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine yapılan başvuruların da ‘bireysel başvuru’ olarak isimlendirilmesi sebebiyle karışıklığa sebep olabileceğini belirten Tolga Şirin, bunun yerine 'anayasa şikayeti' ifadesinin kullanılmasının daha doğru olacağının altını çizdi.
b    Anayasa şikayetinin işlevleri hakkında;
·        Alman öğretisinin sübjektif, objektif ve katılımcı fonksiyon olmak üzere anayasa şikayetinin üç farklı fonksiyonunun varlığını kabul ettiğini belirttikten sonra bunlar hakkında bilgi verdi. Buna göre; sübjektif fonksiyonun kişi hak ve özgürlüklerini koruyucu işlev gördüğünü; objektif fonksiyonun Anayasa Mahkemesinin diğer mahkemeler açısından eğitici ve yurttaşlar açısından hak bilincini arttırıcı işlevinin olduğunu ve son olarak katılımcı fonksiyonunun da söz sahipliğini arttırıcı yönde kullanılabileceğini; geçmişte özellikle Almanya pratiği açısından basınç yaratma aracı olarak kullanılabildiğini ve bunun sağlanabileceğini belirtti.

Teknik açıdan incelemesi konusunda;
Başvuru için üç şartın varlığı gerektiğine değindi.Bu şartlar:
·         Herkes anayasada öngörülen temel hak ve özgürlüklerden İHAS kapsamındaki herhangi birisinin ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir,
·         Olağan hukuk yollarını tüketmek gerekir,
·         Olağan yargılamada ileri sürülebilecek konular yani incelenebilecek konular Anayasa Mahkemesi önünde incelenemez.
Şekli şartlar açısından:
1.       Başvurunun yazılı olması gerekir.
2.       Başvuru Anayasa Mahkemesi’nin resmi sitesinde bulunan matbu form doldurularak yapılır.
3.       Başvurunun 10 sayfayı geçmemesi gerekir.
4.       Başvurunun mutlaka resmi dilde yapılması gerekir.
5.       Avukatla temsil zorunluluğu yoktur.
6.       Temsil belgesinin resmi şekilde olması gerekir.
7.       Başvuru harcının yatırılması gerekir.
8.       Nüfus cüzdanı örneğinin bulunması gerekir.
9.       Tüzel kişinin başvurusu halinde temsil belgesi olmalıdır.
10.   İlgili yargı kararının temellük belgesi bulunmalıdır.
11.   Diğer belgelerin ve tazminat talebine ilişkin belgelerin bulunması gerekir.

Başvuru açısından değiniler diğer hususlardaki aldığım notları aynen aktarıyorum;
Başvuru mahkemenin kendisine yapılabileceği gibi UYAP yoluyla da yapılabiliyor. Yapılan başvurular öncelikle sekreterliğe ardından raportörlere gidiyor ve burada kabul edilebilirlik incelemesi yapılıyor. Herhangi bir eksikliğin varlığı halinde 15 günlük süre tanınıyor. Bu 15 günlük süre hak düşürücü süredir. Yani bu süre içinde eksiklikler giderilmezse başvuru reddediliyor. Başvurunun kabulü açısından;
·         Olağan başvuru yollarının tüketilmiş olması gerekir.
İHAM yargılamasıyla karşılaştırıldığı zaman çeşitli istisnalar kabul edilebilir. Buna göre;
1.       Yetkililer tarafından eylemsizlik, ilgisizlik varsa ve ihlalin çözülemeyeceğine dair ciddi emareler varsa bu durumda olağan hukuk yollarının tüketilmesi beklenmemelidir.
2.       Konuyla ilgili Yargıtay’ın yerleşik içtihadı varsa bu durumda da bu şart aranmayacaktır.
3.       Makul sürede yargılanma hakkı. Yargılamanın uzun sürmesi zaten başlı başına bir ihlal oluşturmaktadır.
4.       Anayasanın 40. maddesinde devlete pozitif bir yükümlülük yüklemiştir. Buna göre devletin bireylere başvuru yollarını göstermesi gerekir. Bu durum Türkiye’ye özgü bir durumdur.
5.       Devlet kendi kusuruyla böyle bir başvuru yolunun olmadığını ve kararın kesinleştiğini beyan etmişse yine bu şart aranmamalıdır.

·         İkinci şart olarak 30 günlük süre içerisinde başvuru yapılıp yapılmadığı incelenecektir. 30 günlük sürenin ne zaman başlayacağı yönünde çıkacak olan problemlere ilişkin cevaplar mahkeme içtihatlarıyla ortaya çıkacaktır.
Mahkemenin kişi, konu, yer ve zaman bakımından yetkisi konusunda;
Kişi bakımından yetki, başvuru yapabilecek olan kişileri ifade eder. Bu açıdan yabancıların başvuru hakkı gündeme gelir. Buna göre yabancılar ancak hak sahibi oldukları durumlar için başvuruda bulunabileceklerdir. Diğer bir sorun kamu tüzel kişileri yönündendir. kamu tüzel kişilerine başvuru hakkı tanınmamıştır

  Tolga Şirin, bunun anayasaya aykırı olduğu çünkü yasada bu hakkın herkese tanındığı kanaatinde. Bununla ilgili maddenin anayasaya aykırılığının da öne sürülmesi ve mahkemenin bu hususta somut norm denetimi yapması gerekliliğini savundu. Diğer bir sebebinde hak sahipliği olgusu olduğunu belitti.

  Konu bakımından yetki konusuna gelindiğinde; yasaya karşı başvuru yolu kapatılmıştır. Taslakta buna yer verilmiş ancak bu sonradan kabul edilmemiştir. Diğer açıdan sadece İHAS kapsamındaki haklara yönelik ihlaller için başvuru hakkı tanınmıştır. Burada göze çarpan problem ek protokollerde yer alan hak ve özgürlüklerinde başvuru hakkının kapsamına dahil edilip edilemeyeceğidir. Bu hakların birçoğu iç hukukta yer almaktadır ancak Türkiye bunların yer aldığı protokollere taraf değildir. Bu tasnif biçiminde değerlendirilmelidir. Diğer bir sorun ise sosyal hakların dahil edilip edilemeyeceği sorunudur.
Yer bakımından yetki meselesinde ulusal sınırların ötesinde egemenlik yetkisi dikkate alınmalıdır.


Zaman bakımından mahkeme 23 Eylül 2012 sonrasındaki ihlaller açısından kendisini yetkili görmektedir. Bunda öncekiler için Strazburg’a gitmek mümkün. Diğer açıdan bu yol devam eden ihlaller konusunda  zorlanmalıdır.

Buradan sonra mahkeme esasa ilişkin yargılama yapar ve karar verir. Ne tarz karar verebileceği önemlidir. İptal yetkisi taslakta yer almıştır ancak sonradan kabul edilmemiştir. Anayasa Mahkemesi’nin temyiz mahkemesi statüsüne getirilmemesi için İHAM’ın yetkilerinden farklı bir yetki tanınmamıştır. İç tüzüğe göre ya yargılamanın yenilenmesi ya da tazminat yetkisi olacaktır.

Sunumun bitiminde anayasa şikayeti konusunda umutlu olduğundan bahseden Tolga Şirin, bu umudunun avukatlar yönünde olduğunu belitti.
(MELİS ÖNER)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder